17 Eylül 2026 Perşembe 23:22:19

Tüm Haberler » Hukuk, Ahlak ve Vicdan


Hukuk, Ahlak ve Vicdan

Ahlak, insanların birbirleri ile olan ilişkilerini ve toplum içindeki davranışlarını düzenleyen kurallar bütünüyken; hukuk toplumsal yaşamı düzenleyen, başkalarına zarar verici eylemleri yasaklayan, uyulmadığı zaman devletin yaptırım gücü ile karşılaşılan kurallar bütünüdür. Vicdan ise insanın yaptığı ya da yapacağı davranışlarıyla ilgili ölçümleme yaparak doğru veya yanlışı bildiren iç sestir.

Hukuk ahlaktan sonra ortaya çıkmıştır. Çünkü insan topluluğunun bulunduğu her ortamda kendiliğinden gelişen ahlak kuralları olmuştur. Toplum ilişkilerinde mevcut ahlak kurallarının devlet gücü ile resmileştirilmesi gerektiğinde hukuk devreye girmiştir. Ahlak ve hukuk kurallarının ortak hedefleri toplumsal düzeni sağlamaktır. Bir örnek vermek gerekir ise “verilen sözü tutmak” kuralı bunlardan biridir. Toplumsal ahlak kurallarının geçerli olduğu süreçte var olan bu kural daha sonra hukukta “ahde vefa ilkesi” olarak kendini göstermiş, birçok devletin yasasında bir özel hukuk kuralı olarak yerini almıştır. Nitekim bu ilke sözleşmeler hukukumuzun halen temel ilkesi konumundadır.

Her iki kurallar bütünü de bireylerin düzenli bir yaşantı içinde olmalarının temini içindir. Hukuk kuralları bunu adaleti sağlamak amacıyla ahlak ise içsel huzur ve mutlulukla gerçekleştirmeye çalışır.

Hukuk kurallarını uygulamaya koymak toplumda üstün ahlak kurallarının oluşturulmasından daha kolaydır. Örneğin, ülkemizde yasa oluşturulması süreci şöyle işler; yasa teklifi, teklifin komisyona sevki, komisyon raporu, meclise sevk, mecliste oylanarak kanunlaşması, Cumhurbaşkanı onayı, Resmi Gazete’de yayın ve sonuçta tarih ve numarası ile mevzuatımıza giren herkesin uyması gereken bir yasa.

Toplum tarafından uyulması istenilen yasaların maddeleri düzenlenirken yasa koyucu tarafından yaptırımları hem özel hukuk hem de ceza hukuku yönünden belirlenir. Tabi bu düzenlemelerin Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerine de uygunluk arz etmesi gerekir. Örneğin başkasına ait bir eşyayı çalmak “hırsızlık” suçudur ve ceza hukukunda bu eylemin cezası yasa koyucu tarafından hapis cezası olarak belirlenmiştir. Yine borçlar yasasına göre, iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmenin taraflarından birisi sözleşme şartlarına uymazsa zarar gören taraf bu nedenle oluşan maddi ve manevi zararlarını karşı taraftan isteyebilir.

 

İyi yasalar toplumsal mutluluğu sağlamada tek başına yeterli midir? Ahlakın hiç etki gücü yok mudur? Vicdanın bu aşamada rolü nedir?

 

Yunan filozofu Aristoteles’in de belirttiği üzere “ahlaklı olmak ölçülü olmaktır”. Hukukun toplumsal yaşantıda başkasına zarar veren davranışları yasakladığı düşünüldüğünde ahlaklı bir insanın bu ölçüsüz davranışlardan özellikle kaçınacağı bir gerçekliktir. Neticede ahlaki üstün değerlere sahip olma, hukuka saygılı olmayı da beraberinde getirecektir.

 

Oysa hukuka saygılı olmak tek başına ahlaklı bir insan olmak için yeterli değildir. Çünkü ahlaklı biri olabilmek için bireyde hukuk kurallarına uygunluk dışında başka üstün değerlerin de olması gerekmektedir.

 

Bu ahlaki değerler;

Şimdi yukarıda bir kısım örnekleri verilen ahlaki değerleri yaşam felsefesi haline getirmiş bireylerin oluşturduğu bir toplum düşünelim. Bu toplumda üstün ahlaklı insanların karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü ile oluşturdukları toplumsal mutlulukları içinde, yasa koyucunun yine kendilerinin mutluluğu için ortaya koyduğu hukuk kurallarına da uymak hususunda kendi aralarında bir yarış içinde olacaklarını öngörebilmek hiç de zor değildir. Çünkü hukuk kuralı başkalarına zarar verme eylemlerini düzenlemektedir ve başkalarına zarar vermemek başlı başına bir ahlak kuralıdır. Buradan çıkan sonuç: Ahlaklı insan kendi toplumunun düzeni için yaratılmış hukuk kurullarına da saygılı olacaktır.

 

Hukukun asıl amacı toplum düzeninde adaleti sağlamaktır. Adalet hakkın ve haklının gözetilmesidir. Adalet hukuk sisteminde yasa koyucunun yaptığı yasalar ile oluşturulmaya çalışılır. Ancak en iyi yasalar da yapılsa ahlak olmadan bu yasalar toplumda korunamaz. Ahlaki değerler olmadan yasalar ile ulaşılmak istenilen hedeflere hiçbir şekilde varılamaz.

 

Her birey yaşantısında istemeyerek de olsa bazı yanlışlar yapabilir, başkalarına zarar verebilir. Ancak bu yanlışının karşılığında gerekli dersi alması, bir daha aynı suçu işlememesi için davranışının iç muhasebesini yapabilmesi, işlediği suçtan zarar görenin yerine kendisini koyabilmesi, vicdanının sesini dinleyebilmesi gerekir. Vicdanın işletilebilmesi için gereken ise ahlaktır. Ahlaki erezyon bireyin suç işlediği için vicdanında yapması gereken sorgudan kendisini uzaklaştıracak; suç işlemek, ceza almak, cezasını çekmek, oldukça olağan ve sonuçları kabul edilebilir olacaktır. Oysa ki ahlaki değerleri yüksek insanın bir hukuk kuralı ihlali ile başkasına zarar vermesi kendi vicdanında bir ömür boyu hesaplaşmasını ve acı çekmesini gerektireceğinden bu rahatsızlığa maruz kalmaktan şiddetle kaçınacaktır.

 

Büyük yazar Dostoyevski’nin dediği gibi “insanın en büyük yargıcı kendi vicdanıdır”.

 

Ahlaki değerlerin etkin olarak korunduğu, davranışlarının sonuçlarını ve etkilerini öncelikle kendi vicdanlarında sorgulayabilen bireylerin oluşturduğu toplumlarda adaletin sağlanması daha kolaydır. Çünkü ahlaklı insan başkalarına zarar vermemeyi, başkalarının iyiliğini düşünmeyi, inanç ve düşünceleri farklı olsa da tüm insanlara saygı duymayı, kendisini karşısındakinin yerine koymayı, en önemlisi de adil ve tarafsız olmayı bilir. Yine bu özelliklere sahip bir insan, hukuk kurallarına uygun hareket etmenin kendisine ve çevresine getireceği yararları da buna uygunsuzluğun yaratacağı mutsuzlukları da çok iyi bilir. Onlar için hukuk kuralları, kendisinin ve sevdiklerinin mutluluğu için uyulması gereken güzel bir oyunun kuralları gibidir. Bunun yanında iyi ve üstün ahlak, bireyi her an hesap sormaya ve sonuçlarını açıklamaya hazır bir vicdan yargısına sahip kılar. Üstüne üstlük bu mahkemenin yargısal sonuçlarını alabilmesi için dava harcı yatırıp bir dava dosyasına muhatap olunulmasına da gerek yoktur. Masrafsız, süratli, tarafsız ve adil…

 

Vicdani sorgulamaların her zaman işlediği bir adalet anlayışının tüm dünyada yaşatılması dileğiyle,

 

Okan Yılmazyurt - Nisan 2015